Çamlık Mağaraları

Konya Çamlık Mağaraları, Konya’nın geniş bozkırlarının arasında bir ara durak gibi değil de sanki bilinçli olarak saklanmış, çam ağaçlarının gövdelerine yaslanarak zamandan korunmayı başarmış bir taş hafızası gibi durur; burada mağara denilen şey, yalnızca yer kabuğunun oyulmuş bir parçası değil, insanın doğayla kurduğu en eski, en sessiz ve en sabırlı anlaşmanın mekana dönüşmüş halidir.

Bu mağaralar, ilk bakışta doğal kaya oyukları gibi algılansa da, dikkatle bakıldığında yüzeylerdeki düzgünleşmiş hatlar, içeri doğru bilinçli bir yönelim hissi veren daraltılmış girişler ve insan bedeninin sığabileceği ölçüde planlanmış boşluklar, buranın yalnızca rüzgarın ve yağmurun eseri olmadığını, insanın taşı bir sığınak, bir durak, belki de bir susma alanı olarak kullandığını düşündürür; çünkü Anadolu’da taş, hiçbir zaman sadece taş olmamış, her zaman bir niyetin, bir korkunun ya da bir arayışın taşıyıcısı olmuştur.

Çamlık alanın mağaraları çevreleyen dokusu, bu taş yapıları daha da içe kapalı, daha da korunaklı bir hale getirir; çam reçinesinin ağır ama sakinleştirici kokusu, kayaların serin yüzeyiyle birleştiğinde insanın zihninde tuhaf bir yavaşlama başlar ve burada zaman, modern hayatın alışılmış hızından koparak daha ilkel, daha ağır ve daha düşünceli bir ritme geçer, sanki mağaralar yalnızca bedeni değil, zihni de içeri çağırıyordur.

Bu alanın belirgin bir dinsel yapı, gösterişli bir sembol ya da açık bir ritüel izi taşımaması, onu daha da ilginç kılar; çünkü bazen en güçlü mekanlar, kendilerini yüksek sesle anlatanlar değil, sessizliğiyle insanı içine çekenlerdir ve Çamlık Mağaraları tam olarak bunu yapar: bağırmaz, çağırmaz, davet etmez ama orada duran herkesin içinde bir soruyu uyandırır.

Mağaraların iç kısımlarında hissedilen yarı karanlık, ne tam bir korku ne de tam bir huzur üretir; daha çok insanın kendi iç sesiyle baş başa kaldığı, dış dünyanın gürültüsünün taş duvarlarda eriyip kaybolduğu bir ara hal yaratır ve bu hal, buranın geçmişte yalnızca barınmak için değil, düşünmek, saklanmak ya da dünyadan bir süreliğine çekilmek isteyen insanlar tarafından kullanılmış olabileceği ihtimalini güçlendirir.

Konya gibi tarih boyunca farklı uygarlıkların, inançların ve yaşam biçimlerinin üst üste biriktiği bir coğrafyada, Çamlık Mağaraları’nın kesin olarak belgelenmemiş olması bir eksiklikten çok, belki de onların doğasına uygun bir durumdur; çünkü her yerin mutlaka kazılarla açığa çıkarılması, tabelalarla anlatılması ve turistik bir kimliğe sokulması gerekmez, bazı mekanlar biraz da bilinmez kalarak var olmayı hak eder.

Bugün bu mağaralar, resmi turizm rotalarının dışında kaldıkları için hala büyük ölçüde bozulmamış, sessizliğini ve doğal dengesini koruyan nadir alanlardan biridir; ancak bu sessizlik, bir boşluk değil, aksine taşın, ağacın ve toprağın kendi diliyle konuştuğu yoğun bir anlatıdır ve burada geçirilen her an, insana geçmişin ne kadar uzak değil, aslında ne kadar yakın olduğunu hissettirir.

Konya Çamlık Mağaraları, büyük hikayeler anlatan anıtlar gibi değildir; onlar, küçük ama derin bir cümle gibidir, aceleyle okunduğunda hiçbir şey söylemeyen ama üzerinde durulduğunda insanın içine işleyen bir anlam bırakan, taşla yazılmış uzun bir suskunluktur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Skocjan Mağaraları; Yeraltında Açılan Uçurum

Gouffre Berger

Hypogeum of Hal Saflieni; Taşın Hatırladığı Ses